RSS

Blog

Foodie Emel Başdoğan’la Pasta Yapımı

Tatlılar özellikle de pastalar yeme alışkanlıklarımızın en önde gelen lezzetlerinden biri. Pek çok yiyecekten vazgeçebileceğimiz halde pastalardan vazgeçemiyoruz. Her ne kadar sağlığı ön plana almaya çalışsak da diyet bozduran, azı yerine çoğunu tercih ettiğimiz pastaları hem yemeyi hem de yapmayı çok seviyoruz. Bu konuda da yardımcı olan birçok kitap bulunuyor. Özellikle pasta tariflerinin yer aldığı onlarca kitap arasından Foodie Emel Başdoğan’ın Pasta Yapımı kitabı ayrı bir yer tutuyor.

Foodie Emel Başdoğan’la Pasta Yapımı

Öncelikle dilimizde kullanılmayan, son dönemlerde biraz da zorlamayla girmiş Foodie’den bahsedelim. Foodie, yemeğe karşı, karşı konulmaz şekilde ateşli ve yoğun ilgi beseleyen, sadece açlıktan ve ihtiyaçtan değil, hobi olarak da yemek yiyen insanları tanımlayan, İngilizce kökenli bir kelime. Gastronom ve Gurme ile de benzeşirken her iki tanımlamaya oldukça da yakın duruyor. Eh, kendini bu şekilde tanımlayan Emel Başdoğan’ın hazırladığı Pasta Yapımı kitabının ne derece değerli ve tutkuyla hazırlanmış olduğunu varın siz tahmin edin.

İnkılap Yayınları’ndan çıkan 150 sayfalık Foodie Emel Başdoğan’la Pasta Yapımı kitabında birbirinden ilginç tariflerin yanında bildiğimiz ama belki de yanlış uyguladığımız tarifler de bulunuyor. Pratik bilgilerle bezenmiş kitabın her sayfası oldukça değerli tarifler ve bilgiler içeriyor.

Emel Başdoğan kitabı, Sabır ve güvenilir bir yol gösterici ile herkes gönlündeki tasarımı pasta haline getirebilir.

...iyi bir rehber eşliğinde herkes bu pastaları yapabilir.

Kitabı bu amaçla yazdım. Kişinin kendi içindeki kuvveti ve beceriyi keşfettiği andaki coşkusu, tekrar tekrar seyretmekten hiç bıkmayacağım bir görüntü benim için.” diyerek tanımlamış. İçeriğine şöyle bir baktığınızda bile bu tanımlamanın yanlış olmadığını görebiliyorsunuz.

Pasta yapmayı, pratik tarifleri ve bilgileri öğrenmeyi seviyorsanız Emel Başdoğan’la Pasta Yapımı vazgeçilmez yol göstericilerinizden biri olacaktır. Boş zamanlarınızı değerlendirmek için elinize alıp okuyabileceğiniz gibi profesyonel anlamda bir iş olarak düşündüğünüzde de pasta yapımı konusunda ufkunuzu açacağına eminiz.

Türk Lokumu

Tatlıların tarihine baktığımızda, hiç tahmin etmediğimiz bazı tatlıların çok uzun süredir var olduğunu bazılarınınsa aslında yeni tarihlere ait olduğunu görüyoruz. Bizim günümüzde bildiğimiz Türk Lokumu da yeni olan lezzetlerden biri. Düşününce sanki yüzyıllardır hayatımızdaymış gibi gelse de aslında ilk yapılışı ve ortaya çıkışı oldukça yeni. Günümüzde birbirinden farklı pek çok yapım şekli ve belki de yapım şeklinin onlarca katı farklılıkta da değişik türleri bulunuyor lokumun. Ağız tadınıza göre tercih edebileceğiniz ve etmeyecekleriniz olsa da hepsinin ayrı bir keyif verdiğini ve ayrı bir lezzete sahip olduğunu kabul etmek gerekir.

Türk Lokumu

Dedik ya tarihçesi oldukça yeni bir döneme tarihleniyor. Yazılı ve sözlü tarihin epeyce büyük bir zaman dilimini kapsadığını düşünürsek 18. Yüzyılın ikinci yarısı gerçekten de yakın bir dönemi anlatıyor bize.

27. Osmanlı Padişahı 1. Abdülhamid döneminde, ilk kez Saray’da yapılan bir tatlıdır Lokum. Anlatılanlara göre 1. Abdülhamid hem 4 eşini hem de haremindeki yüzlerce cariyenin hepsi aynı anda mutlu edecek bir tatlı ister sarayın tatlı ustalarından. Birbirinden farklı kimlik, kişilik ve tarzlara sahip olan bu kadınların hepsini aynı anda memnun edebilmenin ne kadar zor olduğunu varın siz düşünün.

Yine de Osmanlı Sarayı tatlı ustaları uzun süreli bir çalışmanın ardından, gerçekten de hepsinin sevebileceği nitelikte bir tatlı ortaya çıkarıyorlar. Bu tatlı sadece Padişah’ın eşleri ve haremindekilerce değil tüm devlet erkanı tarafından da beğeniliyor.

Lakin Lokum’un tarihçesi bundan daha eskilere dayanıyor. 15. Yüzyılda Osmanlı Kanunnameleri’nde adı geçen bu tatlı Balkanlar, Anadolu, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’yı içine alan geniş coğrafyada zaten yapılıyor. Günümüzde bilinen tarifinden daha farklı şekillerde yapılan lokum asıl ününü 18. Yüzyılda bir İngiliz gezginin onu keşfedip Avrupa’ya Turkish Delight (Türk Keyfi ya da Türk Zevk Kaynağı) adıyla tanıtmasından sonra başlıyor. Ki bu da klasik tarif ile yapılan değil Osmanlı Sarayı’nda üretilen haliyle oluyor.

Önceleri bahsettiğimiz dar coğrafi alanda bilinen Lokum şimdilerde Amerika’da Turkish Delight, Brezilya’da Manjar Turco ve Delicia Turca, İngiliz Milletler Topluluğuna bağlı ülkelerde ise Bridge Mixture, Chuckles gibi isimlerle biliniyor. Unutmadan belirtelim.. Jelibon adıyla bilinen ve çocukların çok sevdiği atıştırmalık da Türk Lokumu’ndan türetilmiş.

Yanardağ Pastası

Yanardağ Pastası

Vaktinizin çok az olduğu, misafirinizin çat kapı geldiği, çocuklarınızın ısrarcı olduğu ya da sizin pasta krizine girdiğiniz anlarda, çok kısa sürede ve pratik şekilde hazırlayabileceğiniz bir pasta; Yanardağ Pastası. Adı gibi kendisinin de görkemli, heybetli bir duruşu var. Hem gözünüzü hem de tat alma duyunuzu fazlasıyla etkileyecek, doyuracak türden bir pasta. Hatta o kadar etkili ki durmanız gereken zamanı ve dilimi bile şaşıracaksınız.

Malzemeler

1 adet kakaolu hazır pandispanya keki

İç kreması için:

1 su bardağı soğuk süt

1 paket krem şanti

1 çay bardağı damla çikolata

1 adet orta boy muz

1 paket kakaolu pötibör bisküvi

Keki ıslatmak için:

1/2 su bardağı süt

Üzeri için:

1 paket orman meyveli sos

İlk yapmamız gereken, üzeri için kullanacağımız orman meyveli sosu hazırlamak. Paketin arkasındaki tariften şaşmadan kısa sürede pişirip soğumaya bırakabilirsiniz.

Ardından derin bir kabın içine 1 paket krem şanti ve 1 bardak soğuk sütümüzü alıp çırpmaya başlıyoruz. Krem şanti kıvama gelince pötibör bisküvilerimizi el ile ufalayarak krem şantinin içine katıyoruz. Karıştırdıktan sonra muzu dilimleyip yine aynı karışıma katıyoruz. Damla çikolataları da bu karışıma ekleyip iyice karıştırıyoruz.

Hazır pandispanya kekimizi alıp bir servis tabağına yerleştiriyoruz. Üzerini iyice süt ile ıslatıyoruz. Az önce hazırlamış olduğumuz krem şantili karşımı, ıslattığımız pandispanya kekinin üzerine tepe oluşturacak şekilde yerleştiriyoruz. Kenarlardan biraz boşluk bırakmayı unutmayın, çünkü diğer pandispanya kekimizi bu boşlukları kullanarak yerleştireceğiz.

İkinci pandispanya kekimizi alıp 8 eşit parçaya bölüyoruz. Ancak bu 8 parçanın 7 parçasını kullanacağız çünkü pastamızın üstünün ayrık görünmesi gerekiyor. Üçgen şekilli kek dilimlerimizi kenarlara oturtup krem şanti karışımının üstüne yatırıyoruz. Tamamının yerleştirilmesi bittiğinde aralarında boşluklar olan bir görünüm elde ediyoruz.

En başta hazırladığımız orman meyveli sosumuzu da bu boşluklara döküyoruz. Sos kenarlardan akacaktır. Zaten bu da pastamızın yanardağ görünümünü sağlayan bir ayrıntı.

Hazırlığı biten pastamızı isteğe bağlı olarak birkaç saat buzdolabında bekletebileceğimiz gibi hemen servis de edebiliriz. Üzerine orman meyveleri parçaları da ekleyebilirsiniz.

Cupcake

Günümüzde en bilinen, en sık tüketilen, hemen her yerde bulabileceğiniz kekler hangileridir desek kısacık bir süre düşündükten sonra doğru cevabı vereceğinize eminiz. Evet, cupcake’lerden bahsediyoruz. Hemen hepsi birbirinden farklı renklerde ve lezzetlerde, onlarca farklı tarif çeşitliliğine sahip, atıştırmalık olarak tükettiğimiz cupcake’lerin tarihi epeyce eskilere dayanıyor. İlk ortaya çıktığı günlerden bugüne dek biçim olarak neredeyse hiç değişiklik göstermese de lezzet ve süsleme çeşitliliği açısından yüzlerce farklı tarife sahip olan cupcake’ler günümüzde ufak çaplı kutlamalardan atıştırmalık olarak kullanımına, depresyon dönemlerindeki mutluluk arayışından TV karşısında film izlerken keyif almaya dek pek çok durumda tüketiliyor.

Cupcake

Cupcake’lerle ilgili ilk tarif ve tanımlama 1796 yılında yayınlanmış olan American Cookery (Amerikan Aşçılığı) isimli kitapta geçiyor. Kitabın yazarı Amelia Simmons hakkında neredeyse hiç bilgimiz olmasa da kendisi Cookbook yani Yemek Kitabı kategorisinde kitap yayınlamayı başaran ilk Amerikalı. Yani American Cookery kitabı ilk basılı Amerikan Yemek Kitabı olarak geçiyor.

Simmons’ın bu kitabında “küçük kaplarda pişirilecek hafif bir kek” olarak tanımladığı kek bizim bildiğimiz cupcake. Ama adını ilk kez 1828 yılında yayınlanan, Eliza Leslie’ye ait “Tarifler” (Receipts) kitabında görüyoruz. Leslie, “Pastalar, Kekler ve Tatlı Atıştırmalıklar için 75 Tarif” (Seventy-five Receipts for Pastry, Cakes and Sweetmeats) alt başlığına sahip kitabında hem cupcake terimini kullanıyor hem de cupcake için ayrıntılı tarif veriyor.

Bu dönemden yani 19. Yüzyılın başından hemen sonra cupcake’ler hem evlerde hem de pasta ürünleri satan her yerde bulunur hale geliyor. Tabi tarif pek çok yere yayıldığı için farklı türleri de ortaya çıkıyor. Meyve parçacıklarıyla süsleneninden içi dolgulu olanlara, üstü şekerlenip kızartılanlarından krema ile süslenenlerine kadar pek çok cupcake türü ortaya çıkıyor.

Hemen hemen aynı dönemlerde birbirinden bağımsız olmasa da İngiltere’de de ortaya çıkan cupcake’ler bu ülkede daha çok Fairy Cake yani Peri Keki olarak biliniyor. Amerikan tarzına karşılık ayrıntılı süslemelere sahip olmayan bu kekler daha küçük boyutlara sahiptirler. Bu boyutların da bir standardı yoktur ve Amerikan cupcake’inden daha küçük pek çok küçük boyutta üretilirler.

Postacı / Il Postino

Tatlı tadında filmler serimize Postacı / Il Postino ile devam ediyoruz. Daha önce paylaştığımız filmler gibi Postacı da yerli yerine oturmuş dramatikliği, kendi içinden taşan romantizmi ve insanı gülümseten yapısıyla “lezzetli” diye tabir edebileceğimiz filmlerden. Filmin merkezinde ünlü Şilili şair Pablo Neruda ve ona mektuplarını taşıyan Postacı Mario bulunuyor. Mario’nun şairden öğrendikleri ve anladıkları üzerine kendini değiştirip geliştirerek bambaşka bir dünya kurması üzerine şekilleniyor film.

Postacı / Il Postino

İngiliz kökenli yönetmen Michael Radford’a ait olan filmde başrolleri Fransızların efsane isimlerinden Philippe Noiret, filmin çekimlerinden kısa bir süre sonra hayata gözlerini yuman İtalyan oyuncu Massimo Troisi, güzelliği dillere destan Maria Grazia Cucinotta ve İtalyan sinemasının karakter oyuncularından Renato Scarpa arasında paylaşılıyor.

Film aslında Antonio Skarmeta’nın 1983 tarihli Ardiente Paciencia isimli filmin yeniden çevrimi. Konu, mekan ve zaman ile ilgili değişiklikler olsa da aynı temeli esas alarak işleniyor. Bir hayli politik bir yapıya sahip olan Ardiente Paciencia 70’li yılların bir o kadar politik Şili’sinde bir sahil kasabasında geçerken, Postacı ise 50’li yılların nafiliğinde, Neruda’nın Şili dışında bulunduğu bir dönemde, bir İtalyan sahil kasabasında geçiyor.

Dünyanın tanıdığı Şilili Komünist şair Pablo Neruda, siyasi sebeplerden ötürü hayatının bu dönemini ülkesi dışında geçirmek zorunda kalır. Parça parça yaşadığı bu dönemin bir kısmını da hikayenin anlatıldığı adada geçirir. Mektuplarını taşımakla görevli olan kendi halinde yaşayan Mario ile de sıcak ve değişik bir dostluğu olur.

Neruda, bir yandan sosyalist fikirlerini anlattığı bir yandan şiiri sevmesine yardımcı olduğu Mario’nun içinden neredeyse bir şair çıkarır. Esmer güzeli Beatrice’e olan aşkını anlattığı şiirleriyle Mario, Beatrice’in de kalbini kazanır.

Filmin önemli notlarından biri, kalp rahatsızlığı yaşayan Massimo Troisi’nin olması gereken ameliyatı filmin çekimleri nedeniyle ertelemesi ve filmdeki son sahnesinin çekimden 12 saat sonra kalp krizinden ölmesidir.

Troisi’nin bu hüzünlü sonunu bir kenarda tutarak, içinizi fazlasıyla sevgi ve umut ile dolduracak olan bu naif filmi en kısa sürede izlemeniz dileğiyle…

Tatlılar Pasta ve Kurabiyeler

Tamam, hemen hepimiz elimize kitap alıp okumayı, incelemeyi, didik didik etmeyi seviyoruz. Ama dijitalleşen dünyamızda e-kitapları da atlamamak gerekiyor. Sadece elektronik ortamda okuyabildiğiniz, basılı hali bulunmayan e-kitaplardan biri de Nil Peri Gökçe’nin Tatlılar Pasta ve Kurabiyeler. Pratik ve muhtemelen daha önce hiç duymadığınız tariflerden oluşan bu enfes kitapta birbirinden farklı pek çok tarifle tanışacaksınız. Sis Yayıncılık etiketiyle yayınlanan kitabı beğenerek okuyacağınıza, içerisindeki tarifleri fırsat buldukça deneyeceğinize eminiz.

Tatlılar Pasta ve Kurabiyeler

Tatlı, kurabiye, pasta için pek çok kitabın olduğu ülkemizde yeni ve içeriğinde farklı tarifler barındıran Tatlılar Pasta ve Kurabiyeler kaçırmamanız gereken bir e-kitap. Telefon, tablet ya da bilgisayarınızda bulundurup gittiğiniz her yerde kullanabileceğiniz bir yapıda olması sizin için büyük avantaj.

Kitabın basın bülteninde yazanlar da hakkında fikir edinmemizi sağlıyor;

Yeni tatlılar, pasta ve kurabiyeler öğrenmenizi sağlayıp mutfak kültürünüzü geliştirebilmek, bildiğiniz tatlı ve pastaların farklı usullerde hazırlanışı ve daha farklı tatlar kazanmasını sağlamak amacıyla sizlere bu kitabı hazırladık.

Kitabımızın içeriğinde; tatlıların, pasta ve kurabiyelerin, nasıl daha pratik ve kolay hazırlanabileceğini, bununla birlikte, hazırlanması zaman alan ve “ağır mutfak kültürümüz” diye tabir ettiğimiz bazı tatlı, börek, pasta ve kurabiye çeşitlerinin de detaylı anlatımını bulacaksınız.

Çalışma esnasında, sizlere kolaylık olabilmesi için tarifleri ansiklopedi yöntemiyle ele alıp; öncelikle börekler, kekler, pastalar, hamurlu tatlılar, meyveli tatlılar, sütlü tatlılar, helvalar v.b. gibi kategorilere ayırıp sonra da her tarifi kendi kategorisi içinde A’dan Z’ye sıralayarak, malzeme listeleriyle birlikte, kaç kişilik olduğunu ve detaylı tarifini verdik.

En leziz tatlıların, pasta, kek ve kurabiyelerin tariflerini bulabileceğiniz kitabımızda, kalorileri de göz önünde tutarak, yüzlerce çeşit tatlı, pasta, kek ve kurabiye yapabileceksiniz.

Oldukça dikkatle hazırlanmış olan kitap kendi içerisinde bir düzene oturmuş durumda. Aradığınız ya da o gün yapmak istediğiniz ürünü gruplandırılmış listeden bulup kısa sürede hazırlamaya başlayabilirsiniz.

Pötibörlü Pasta

Pötibörlü Pasta

Hamurla, kekle uğraşmadan, pratik ve hızlı bir şekilde yapabileceğiniz en kolay pastalardan biri de Pötibörlü pasta. Biraz dikkat ederseniz görünümü de pastane pastalarına benzeyebilir. Hem ailenizin hem de misafirlerinizin görsel ve duyusal bütün algılarına hitap edecek üstüne bir de lezzetiyle herkesi büyüleyecek olan Pötibörlü Pasta’nın yapımını anlatalım.

Malzemeler

1,5 paket pötibör bisküvi

1,5 paket kakaolu pötibör bisküvi

3 su bardağı süt

1/2 paket toz krem şanti

1,5 paket kakaolu puding

5 parça bitter çikolata

1 yemek kaşığı antep fıstığı

1 paket hindistan cevizi

Derin bir tencereye 2 su bardağı sütümüzü koyup altını açıyoruz. 1 paket kakaolu pudingi de içine katıp topaklanmaması için sürekli çırparak, orta ateşte pişiriyoruz. Kıvam almaya başladığında bitter çikolata parçalarını da ekleyip karıştırmaya devam ediyoruz. Çikolatamız tam olarak eridiğinde de soğuması için ocaktan alıyoruz. Puding tam olarak soğuduğunda içine krem şantimizi içine döküp mikser ile 3-4 dakika kadar çırpıyoruz.

18-20cm’lik bir kelepçeli kabı servis tabağı üzerine koyup içine pötibör bisküvileri yerleştirme zamanımız geldi. 1 sade ve 1 kakaolu olacak şekilde pötibörlerimizi sırayla dikey olarak yerleştirmemiz gerekiyor. Her bir sade bisküviden sonra yerleştireceğimiz kakaolu pötibörün ön ve arkasına hazırladığımız puding’ten sürüp birbirlerine yapıştırarak ilerleyeceğiz. Daha pratik olması açısından bisküviyi maşa yardımıyla pudinge batırıp çıkarabilirsiniz.

Tamamını sıralı şekilde doldurduktan sonra pastamızı buzdolabında 45 dakika kadar dinlendiriyoruz. Bu sırada yarım paket kakaolu pudingimizi tencereye koyup üzerine 1 su bardağı süt ekliyoruz. Yine topaklanmaması için sürekli çırparak kıvam alana dek pişiriyoruz. Kıvam aldığında ılıması için bir kenara alıp pastamızı dolaptan çıkarıyoruz.

Kelepçeli kalıbı dikkatli şekilde sökerek (dağılmaması elbette önemli) ortaya çıkan pastamıza hazırladığımız pudingimizi sürüyoruz. Bolca Hindistan cevizi ve antep fıstığı ile süsleyerek istediğiniz şekilde servis etmeden önce 20 dakika kadar da buzdolabında dinlendirmenizi tavsiye ederiz.

Roseanna

İçinde tatlı, pasta, çikolata olmasa da en az onlar kadar tatlı ve çekici bir filmi konuk ediyoruz bu hafta. İçinizi sımsıcak duygularla kaplayacak, eğlendirecek, güldürürken hüzünlendirecek, kahkahalar atarken “acaba ben ne yapardım” sorusunu size sorduracak Amerika ve İtalya ortak yapımı For Roseanna ya da diğer adıyla Roseanna’s Grave. Beklentilerinizin ötesinde bir romantik komedi. Hüzünlü yanı bazen ağır bassa da esasen sizi gülümsetecek.

Roseanna / For Roseanna / Roseanna’s Grave

Filmin başrol oyuncuları, Fransızların ünlü ismi Jean Reno, Amerika’nın 90’lı yıllardaki önemli oyuncularından Mercedes Ruehl, İngiliz kökenli yetenekli ve güzel Polly Walker. Yönetmenliğini ise sinemadaki tek büyük işi bu film olan Paul Weiland.

İtalya’da geçen filmde filme adını veren Roseanna kalp hastalığı olan bir kadın. Onu kendinden çok seven kocası Marcello ise bu durumu kabullenememekle birlikte Roseanna’nın kendisinden önce öleceği fikrine kapılmıştır.

Yaşadıkları ve çok sevdikleri kasabada 3 mezarlık kaldığını fark ettiklerinde Marcello fena halde paniğe kapılır. En ufak bir sorun yaşamamak adına kasabadaki hiç kimsenin Roseanna’dan önce ölmemesi için çabalamaya başlar. O kadar ileri gider ki durum komediye döner.

Hastanede ölmek üzere olan bir adamı bulur önce Marcello ve onu Amerika’ya göç etmeye ikna eder. Alete bağlı olarak yaşayan birinin de fişinin çekilmemesi için ikna eder. Ama Marcello’nun başına gelecekler daha başından bellidir.

Marcello’nun barında içen iş insanı Rossi, bardan çıktıktan sonra kaza yapıp ölür. Hemen hemen aynı zamanlarda da hastanedeki hastalardan biri hayata gözlerini yumar. Artık mezarlıkta tek boş yer kalmıştır ve Marcello onu kaybetmemek için çok uğraşacaktır.

Bu noktadan sonra olanlar dışarıdan bakıldığında deli saçmasına döner. Marcello ölen birini dondurucuya saklar. Ardından borç tahsili için gelen ve kendini öldüren mafya babasını da aynı yere koyar.

Film sonuna kadar komik durumlardan ve Marcello’nun bile isteye kendi kendini düşürdüğü saçma durumlardan oluşur. Ama filmin sonunda kafanızda tek soru kalır; İnsan sevdiği için neler yapabilir?

Başarılı, eğlenceli, komik ve enfes bir film. Konusu tatlı olmasa da kendisi gerçekten öyle.

Narlı Tarifler

Tatlı ve pastaları bir kenarda tutarak kendisi büyük keyif veren Nar üzerine eğilelim istedik. Bunu yapabilecek en iyi kitaplardan biri de Refika Birgül’ün Narlı Tarifler’i hiç kuşkusuz. Son yılların en önemli aşçıları arasında adı geçen Birgül’ü hepimiz Refika’nın Mutfağı ile tanıyoruz. Özellikle evde bulunan ya da kolayca edinebileceğiniz ürünlerle yaptığı yemekleri ön plana çıkan Refika Birgül, kendisinden istenen Nar ile bir şeyler yapma fikri üzerine bu kitabı ve kitabın içindeki tarifleri oluşturmuş.

Narlı Tarifler

Refika "Pazardan aldım bir tane, eve geldim bin tane" tekerlemesiyle mutfağa girdi, nar'la birbirinden değişik ve nefis lezzetler keşfetti. Doğanın bereketi ve bonkörlüğü karşısında hayret ve minnet duygusuyla bu kitap el birliğiyle Refika'nın Mutfağı'nda hazırlandı!

Bir proje kapsamında kendisinden narlı tarifler geliştirilmesi istenmesiyle yola çıkan Refika Birgül ve ekibi, mutfakta geçirdiği keyifli yaratıcı bu süreç sonucunda birbirinden lezzetli 24 tarif ve bunların iştah açan fotoğraflarıyla "Narlı Tarifler" kitabını ortaya çıkardı.

Nar; bereketin, kudretin, güzelliğin, bonkörlüğün, estetiğin, heyecanın ve tutkunun bir meyvede birleşmiş hali. Tek bir meyvenin onlarca tanesiyle yapılan yolculuk ana yemeğinden gazozlu tatlısına kadar farklı şekilde kullanımıyla mutfağı adeta bir oyun alanına çevirdi.

Kitap hazırlanırken az yağ ile patates kızartmanın, pratik cheesecake yapmanın, içecek sunumlarınıza hem lezzet, hem de görsel güzellik katmanın yanı sıra etin pişme derecesini nasıl anlayabileceğinize dair ipuçları da eklendi. Böylece narın bereketli yolculuğunda yol alırken, aynı zamanda bu güzel tarifleri hayal ederek mutfağınızda kendi yolculuğunuzu yaşayabilirsiniz.

Refika’nın tarifleri kendi içinde bambaşka lezzetlere yelken açsa da Nar ile yapabileceklerinizin bunlarla sınırlı olduğunu düşünmeyin. Doğru karışım ve birleşimlerle siz de en az bu kitapta verilen tarifler kadar lezzetli ve etkili kendi tariflerinizi oluşturabilirsiniz.

Ana yemeklerden tatlılara değin uzanan geniş bir yelpazede tarifler içeren kitabı en kısa sürede edinip okumanız ufkunuzu açacaktır. Hazır yaz da geliyorken belki sizden de yepyeni ve yazı enfes tatlarla süsleyecek tarifler çıkacaktır. Kitap size bu konuda cesaret verecek denli etkili.

Keşkül

Yüzyıllardır varlığını devam ettiren her şey gibi tatlılar da aynı gururu, sevinci ve tarihsel dokuyu insana hatırlatıyor. Hazır Ramazan Ayı da gelmişken varlığını uzun süredir devam ettiren, özellikle de Ramazan’da öne çıkan tatlılara göz gezdirelim istedik. Osmanlı Mutfağı’nın medar-ı iftiharı olan tatlılardan biri Keşkül’ü de ilk konumuz olarak seçtik. Bademden gelen yoğun aroması, hafif ama bir o kadar da lezzetli kıvamıyla Keşkül yüzyıllardır hayatımızda.

Keşkül

Tarihi Osmanlı döneminde başlayan Keşkül’ün tam adı aslında Keşkül-ü Fukara. Günümüz Türkçesinde Fukara Kabı manasına gelen bu tamlama aslında çok alakasız gelecek bir yerden çıkıyor. Osmanlı döneminde kullanılan ve Hindistan Cevizi kabuğunun oyulup işlenmesi ile yapılan bir kap var. Bu kabın adı Keşkül. Daha sonraları abanoz, ahşap, gümüş ve altın türevleri ortaya çıksa da orijinali “sea coconut” olarak bilinen bir tür Hindistan cevizi kabuğundan yapılıyor ve her iki yanından bağlanan bir zincir ile boyna ya da omuza asılıyor.

İşin ilginç yanı bu kaplar yardım isteme ya da dilenme amacıyla kullanılıyor. Genellikle de dervişler ve kadılar tarafından tercih ediliyor. Bu noktada derviş ve kadılar neden dileniyor ki diye sorduğunuzu duyar gibiyiz. Çünkü dervişlerin ve kadıların toplum nezdinde ön planda olan insanlar olduğu aşikar.

Bu da çok ilginç bir yaklaşımdan ortaya çıkmış bir kültür. Derviş ve kadıların gurur, kibir gibi duygulardan arınmalarını sağlayabilmek, nefislerine yenilmelerine engellemek ve halkın halini daha iyi anlamalarını sağlayabilmek adına böyle bir şey yaptıkları biliniyor.

Omuzlarına veya boyunlarına astıkları bu keşküllerle halkın içine karışan, onların durumlarını inceleyen, sıkıntılarını öğrenen derviş ve kadılar, halk arasındaki gezinmeleri bittiğinde topladıkları para ve yardımları da yoksullara hizmet veren imarethanelere bağışlıyorlarmış.

İmarethanelerde de keşküllerden çıkan paralarla hem besleyici hem de lezzetli olduğu için bir tatlı hazırlanıyor ve bu tatlı yoksul ve yardıma ihtiyaç duyanlara benzer keşkül kapları ile ücretsiz olarak dağıtılıyormuş. Doğal olarak da tatlının adı Keşkül-ü Fukara olarak şekillenmiş.

Paylaşımı, insanı anlamayı, empati kurmayı ve kötü yönlerinden arınmayı anlatan bir kültürden doğan Keşkül hepimizin beğenerek, afiyetle yediği bir tatlı. Bahsettiğimiz güzel anlamları üzerinde barındıran Ramazan Ayı herkese mübarek olsun…