RSS

Blog

İtalyanca Aşk Başkadır

Yaz sonunda geldi. Çok uzun süren corona virüs tedbirleri sonrasında hepimize çok iyi geleceği de ortada. Tabi tedbiri, maske – mesafe – temizlik kuralını da elden bırakmadan bir süre daha katlanmamız gerekeceği ortada. Hazır yaz gelmişken ve biraz da olsa rahatlamışken yine tatlı tadında bir kitapla devam edelim istedik. İrlandalı gazeteci, kısa öykü ve roman yazarı Maeve Binchy’nin sımsıcak duygular oluşturan kitabı İtalyanca Aşk Başkadır, bu konuda yapılabilecek en iyi tercihlerden biri.

İtalyanca Aşk Başkadır

Birbirinden farklı insanların yaşadıkları üzerine örülü tek bir hikaye anlatan kitap ya da filmleri severseniz İtalyanca Aşk Başkadır tam anlamıyla size hitap edecek olan kitaplardan biridir. Dublin’de, Mountainview Koleji’nin akşam sınıflarından birinde açılan İtalyanca sınıfı ile başlar hikaye.

Kendi iç karışıklıkları ile uğraşırken bir yandan da çalıştığı okula müdür olmayı bekleyen ama bu amaca ulaşamayan Adrian’ın, yeni okul müdürü tarafından Yetişkinlere Eğitim Sınıfları adı altında başlayan gece kurslarının yönetimine getirilmesiyle devam eder.

İtalyanca kursuna katılan insanların hayatları haftada iki gece bu sınıfta kesişir sadece. Ama tek ortak noktaları bu değildir elbet. Aşk ve İtalyanca onlar için anlam ifade eden diğer ortak özellikler haline gelmiştir. Bu eksende gelişen kitap, sonuna dek insanların hikayelerini aktarır bize.

Sınıf katılımcılarının özel hayatlarındaki kendilerine ait dramlar Binchy tarafından sade ama oldukça etkili bir dil ile anlatılır. Karakterler üzerinde itina ile yoğunlaşan yazar onlara neredeyse gerçek kişiliklere dönüştürür. Hatta o kadar iddialı bir hale gelir ki etrafınıza baktığınızda bu insanları kendi çevrenizde bile görebilirsiniz.

Günümüz insanının kendine has iç çekişmeleri, dramatik yaşamları, eksiklikleri, fazlalıkları, olması ya da olmaması gerekenleri hem de hiç sorgulanmadan karşımıza çıkar. Sıklıkla kendimizden de çok fazla şey bulduğumuz satırlarda gezinmek bir rüyayı tekrar tekrar yaşamaya benzer.

Daha önceleri de başka kitaplar için belirttiğimiz, insanın içini sımsıcak duygularla dolduran tanımlaması İtalyanca Aşk Başkadır için de geçerli. Ama burada dramatik anları daha sık yaşıyorsunuz ve bazen anlatılan insan öyküleri içinizi acıtacak denli yoğun olabiliyor. Özellikle de kendi hayatınızdan parçalar bulduğunuzda etkisi daha da fazla artıyor.

Pepeçura

Pepeçura

Anadolu mutfak kültürü, çağlar boyu bu coğrafyaya gelen toplumların ve bu toplumların geldikleri yerlerden getirdikleriyle zenginleşmiş karma bir yapıya sahiptir. Bu iyi ki böyledir, çünkü kaba tabiriyle haddi hesabı olmayan engin bir çeşitliliği beraberinde getirmiştir. Biz de tatlı özelinde yöresel lezzetlerin tarihçesini, çıkış sebeplerini, yerlerini kısaca her şeyini inceleyelim ve paylaşalım istedik.

İlk olarak da Karadeniz’de çok bilinen Pepeçura ile başlamaya karar verdik. Pratik tarifi ve kısa sürede hazırlanabilir olma özelliği ile öne çıkan Pepeçura’nın tercih edilmesindeki en önemli sebeplerin başında bu ikili avantajı gelir. Zira Karadeniz insanı gün boyu çaylıkta, fındıklıkta ya da ahırda iş yaptıktan sonra eve geldiğinde uzun uzadıya yemek yapacak vakte sahip değildir. Bu nedenle de zaman içerisinde çabuk yapılabilen, pratik tarifleri geliştirmişlerdir.

Bir tür pudinge ya da daha genel anlamıyla bir tür aşureye benzeyen Pepeçura’nın tam tarihçesi, ne zaman ortaya çıktığı tam olarak bilinmiyor. Ama mübadele öncesinde bölgede yaşayan Rumlar tarafından tüketildiği biliniyor. Tahminen Doğu Karadeniz’den çıkmış ve Gürcistan’da Pelamurşi, Yunanistan’da Mostalevria adıyla bilinen Pepeçura, kokulu siyah üzüm, şeker, su, mısır nişastası ve mısır unu ile yapılıyor. Bazı bölgelerde az önce saydığımız temel malzemelerin yanında incir, mısır yarması, fasulye, buğday gibi malzemeler de eklendiği için aşure ile benzeştiriliyor.

Şarap yapımında sık tercih edilen Isabella üzümünden yapıldığı için oldukça hoş bir aromaya sahip olan pepeçura, her yıl yaz mevsiminin sonlarında fazla şekilde yapılmaya başlanır. Zira üzüm hasadı sonrasına denk gelir.

Genel olarak kıyı şeridinde yapılan bir tatlı olduğunu da belirtmeden geçmeyelim. Hemşinlilerin yaşadığı dağlık bölgelerde neredeyse hiç bilinmediği bir gerçektir. Çayeli’ne kadar pepeçura adıyla anılırken, Rize – Pazar aralığında ise termon / termoni ya da ekşaş isimleriyle de bilinir.

Oldukça davetkar rengi, üzümden gelen enfes kokusu ve lezzetiyle öne çıkan Pepeçura son dönemlerde önce Rize’de bulunan pastanelerde sık vitrine çıkmaya başladı. Şimdilerde yeni yeni de İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerde bile bazı pastaneler tarafından belirli dönemlerde yapılıyor ve satışa sunuluyor. Değişik bir lezzet keşfetmek istiyorsanız Pepeçura’yı mutlaka denemelisiniz.

Kugel Pastası

Kugel Pastası

Almancadan aldığı ismine bakmayın siz. Bildiğimiz, en basit haliyle top şeklinde bir pasta bu Kugel Pastası. Zaten adını aldığı dilde de top manasına geliyor. Enteresan isimli, yapımı basit ve pratik, lezzeti ise enfes derecede güzel. Yapım malzemelerinin 5 tane olması da sadeliğin içindeki muhteşem lezzet fikrini destekliyor. Denediğinizde yapılış kolaylığına hayran kalacak, size verdiği keyiften uzun süre vazgeçemeyeceksiniz.

Malzemeler

1 litre süt

2 paket toz vanilyalı puding

3 paket pötibör bisküvi(10 adet bütün, gerisi parçalanmış)

Üzeri İçin:

80 gram bitter çikolata(eritilmiş)

1,5 yemek kaşığı toz antep fıstığı

Derin bir tencereye koyduğumuz vanilyalı toz pudingi sütü orta ateşte sürekli karıştırarak ya da çırparak pişiriyoruz. Bu daha önceleri de belirttiğimiz gibi topaklanmayı önleyecek, daha kadife görünümlü ve pürüzsüz bir karışım sağlayacaktır. Puding kıvam aldığında ocaktan alıp oda sıcaklığında soğutun. Ama bunu yaparken de ara ara karıştırmayı ihmal etmeyin. Çünkü pudingimizin kabuklanmasını istemiyoruz.

Pudingimiz oda sıcaklığı seviyesine ulaştığında pötibör bisküvilerimizi parçalanmış olarak koyup iyice karıştırıyoruz. Elde ettiğimiz karışımı, içine streç film yerleştirdiğimiz kase ya da kaplarımıza alıp açıkta kalan üst kısmı düzleştiriyoruz. Bu düzleştirdiğimiz kısma da elimizdeki pötibör bisküvileri taban olması amacıyla yerleştiriyoruz. Kaselerin kenarlarına tam uyması için bisküvileri kenarlarından kırmayı unutmayın.

Kaselerin üstünü de streç filmle kaplayıp 4 saat boyunca dinlenmesi ve donması için buzluğa yerleştiriyoruz. 4 saatin ardından buzluktan çıkardığımız pastaları tepsi ya da daha iyi bir seçenek olarak ızgara teli üzerine yarım dünya şeklinde yerleştiriyoruz. Benmari usulüyle erittiğimiz bitter çikolatalarımızı da kaplama malzemesi olması için pastalarımızın üstünde gezdiriyoruz. Katmanlı görünmesini isterseniz, sıvılaşmış bitter çikolatayı bir iki dakika aralıklarla ve farklı yönlerde pastalarımızın üstünde gezdirerek değişik şekiller elde edebilirsiniz.

Toz antep fıstığı ya da ince çekilmiş ceviz veya fındık parçacıklarını da süsleme malzemesi olarak pastalarımız üstünde gezdirdik mi Kugel Pastası hazır demektir.

Kadayıf

Yurtdışında pek fazla bilinmese de ülkemizde, Balkanlar ve Ortadoğu’da çok bilinen ve bir o kadar da çok tüketilen tatlılardan biri de Kadayıf. Tarihi çok uzun zaman öncesine dayanan bu şerbetli tatlının pek çok türü ve farklı türevleri bulunuyor. Ülkemizin hemen her yerinde yöresel farklılıklar gösteren, yapıldığı yöreye göre süsleme bileşenleri değişen ve hepsi de birbirinden lezzetli sonuçlar ortaya çıkaran bu kadayıf türevlerinin daha uzun süreler kültürümüz içerisinde yer alacağı ortada. Hatta daha fazla çeşitlilik göstereceğine de eminiz.

Kadayıf

Adı, Arapça’da saçaklı, tüylü, hav’lı gibi anlamlara gelen kataif kelimesinden geliyor. Bu kelimenin çoğulunun kadife olduğunu da belirtelim. Saçaklı görünüme sahip kadayıf için güzel bir isim seçilmiş. İsim arapça olmakla birlikte kadayıfın tam olarak hangi kültüre ait olduğu net değil. Zira çok uzun zamandır yapılan ve tüketilen bir tatlı ve adını Arapça’dan almış olsa da Anadolu toprakları içerisinde o dönemlerde pek çok arapça etkileşimli kelimenin olduğu da bir gerçek. Yani tatlı ülkemizde üretilip adını da Arapça’dan almış olabilir.

Tarihin en önemli kanıtları yazılı metinler olduğu düşünülürse, kadayıfın adının geçtiği ilk metinler Selçuklular’a dayanıyor. Selçuklular ve Anadolu Beylikleri zamanında aşevleri ve imarethanelerin yemek listelerinde adının geçtiğini biliyoruz. Ayrıca Selçuklulara ait, Berayı Hassa denilen saray mutfak defterlerinde de kayıtları bulunuyor. Hatta dönemin sultanlarının kadayıfı vazgeçilmez bir tatlı olarak gördüklerini bu mutfak defterlerinde adının sık tekrarlanmasından anlıyoruz. Eh böylesi güzel bir tatlı için çok normal bir tercih.

Bazı tarih kitaplarında “un ve suyla hazırlanıp, özel kalıplardan ince şeritler halinde dökülerek sıcak saçta kurutulmuş hamur ve bununla yapılan tatlı” olarak tanımlanan kadayıf, un içeren ve hamur işi denilen türü çok seven Türklerin mutfak kayıtlarının neredeyse tamamında baklava ile birlikte yerini her zaman alıyor.

Yassı Kadayıf ve Ekmek Kadayıfı olarak bilinen tatlı çeşitlerinin Kadayıf’tan farklı olduğunu, yarı kızarmış ekmek parçaları fıstık ve ceviz içi konularak yapıldığını, üzerine kaymak dökülerek servis edildiğini ama aslında Kadayıf olmadıklarını da belirtelim.

Zencefilli Tarçınlı Kurabiye

Ara öğünlerde, açlığınızı yatıştırmak için ya da ana öğüne daha çok fazla vakit varsa güvenle ve sağlıkla tüketebileceğiniz sağlıklı atıştırmalıklardan sık sık bahsediyoruz. Birbirinden farklı lezzetleri, enfes kokuları ve katkı maddesi içermeyen yapılarıyla tam anlamıyla sağlıklı olan bu atıştırmalıklar özellikle son dönemlerde pek çok kişinin ilgisini çekiyor. Biz de elimizden geldiğince üretimini yaptığımız bu sağlıklı atıştırmalıkları tanıtarak eldeki alternatiflerinizi çoğaltmaya çalışıyoruz. Bu haftanın konuğu Zencefilli Tarçınlı Kurabiye.

Zencefilli Tarçınlı Kurabiye

Bakmayın adının kurabiye olduğuna. Alışılmış kurabiyelerden çok farklı. Yapılış biçimi ve sınıfı kurabiye olsa da sağlıklı atıştırmalıklar içerisinde yeri bir başka. Özellikle “tatlı” severler için biçilmiş kaftan. Ama bildiğiniz tatlılar gibi de sağlık açısından problem yaratabilen özelliklere sahip değil.

İçinde Fındık Unu ve Esmer Şeker kullanıldığını belirterek başlayalım. Karadeniz’in doğayla bütünleşmiş yerlerinde yetişen besleyici değerleri yüksek fındık dışında başka fındık kullanılmıyor. Özellikle yerel üreticilerden sağlamaya çalıştığımız fındıklar kalite kontrol testlerinden geçtikten sonra alınıp kullanılıyor.

Esmer şekeri ise rafine edilmemiş halde kullanıyoruz ki bu da pek çok açıdan rafine şekerlere göre bize avantaj sağlıyor. Zencefilli Tarçınlı Kurabiyemizin içinde adından da anlaşılacağı üzere Zencefil ve Tarçın da bulunuyor. Zaten kurabiyemize lezzetini veren de bu iki sağlıklı besin.

Daha önceleri de sık sık belirttiğimiz ve hatta belirtmeyi çok sevdiğimiz için burada yine tekrarlayalım. Ürünlerimizin hiçbirinde üretim aşamasında katkı maddesi kullanılmadığı gibi raf ömrünü uzun tutmak için kullanılan hiçbir katkı maddesi de bulunmuyor. Yani evet ürünlerimiz market ürünlerine oranla daha az süre raf ömrüne sahip ama bunun getirisi olarak kimyasal herhangi bir bileşik içermiyor. Ayrıca ürünlerimizin her daim taze olduğunun garantisini sağlıyor.

Hem keyif alarak tüketeceğiniz hem de sağlıklı olduğundan emin bir şekilde ailenizle, çocuklarınızla hatta misafirlerinizle paylaşabileceğiniz Zencefilli Tarçınlı Kurabiye’nin pişirme ve kurutma süreçlerinin doğal yöntemlerle yapıldığını ve bu yöntemlerin uzun süreli çalışmalar sonucunda uygun hale getirildiğini de belirtmeden geçmeyelim.

Cesaretin Var mı Aşka?

İçinde çikolata, pasta, tatlı yok belki ama izlediğinizde gerçekten de bu saydıklarımızı yemişsiniz gibi sizi keyif ve mutluluk diyarlarına götürecek bir film Cesaretin Var mı Aşka? Fransız sinemasından son yıllarda çıkmış en başarılı romantik komedi ve dram türündeki filmlerinden biri demek de yanlış olmaz. Kendi halinde ve basit senaryosu, kişilikler arasındaki derin bağ ve küçücük bir oyun üzerine kurulu olmasına rağmen insanı derinden etkileyen yapımlardan biri.

Cesaretin Var mı Aşka?

Filmin yönetmeni ve senaristi Yann Samuell. Filmin senaryosunu yazdığı ve filmi çektiği dönemlerde orta yaşlarını sürmeye henüz başlayan Samuell’in döneme ait ruh hali de filme fena halde yansımış.

Son 10 yılda pek çok Amerikan filminde başrol oynadığını gördüğümüz, Fransız kadın oyuncuların medar-ı iftiharı Marion Cotillard, pek çok başarılı Fransız filminin esas oyuncusu Guillaume Canet filmin başrollerini paylaşıyorlar.

Polonya kökenli olduğu için çocukluğunda ırk ayrımı yapan çocuklar tarafından epeyce tacize uğrayan Sophie ile hasta annesi ve problemli babası arasında kalmış Julien arasındaki hikâyeyi anlatan filmin merkezinde bu iki karakterin oynadığı bir oyun bulunuyor. Cesaret içeren yönlendirmeler üzerine kurulu oyunda elindeki tenekeden yapılmış atlıkarınca oyuncağını tutan kişi diğerinden cesaretin var mı diye başlayarak bir istekte bulunuyor. Karşı taraf oyunu kaybetmemek için bu isteği yerine getirmek zorunda. Olay yetişkin bir kadın ve erkek arasında geçince isteklerin boyutlarını ve tehlikesini artık siz düşünün.

Çocukluklarında başladıkları bu oyun her ikisi için de aslında birbirlerinin acısını unutturma veya dindirme çabasıdır aslında. Yıllar boyunca oynadıkları bu oyun bir yanıyla onlara iyi gelse de diğer yanıyla aralarında büyük bir mesafe oluşturur. İşin kötü ya da acı olarak tanımlanabilecek yanı bunu ne zaman fark ettikleriyle alakalı.

Film boyunca gülümsemenize engel olamayıp eğleneceğiniz gibi bazı yerlerde hüzünlenip bazı yerlerinde ise gözlerinizi doldurabilecek kadar etkili bir duygu fırtınası yaratıyor. Boş zamanlarınızı değerlendirmek için değil de gerçekten de iyi bir film izlemek istiyorsanız Cesaretin Var mı Aşka? Tam size göre. Keyif alacağınıza eminiz.

Foodie Emel Başdoğan’la Pasta Yapımı

Tatlılar özellikle de pastalar yeme alışkanlıklarımızın en önde gelen lezzetlerinden biri. Pek çok yiyecekten vazgeçebileceğimiz halde pastalardan vazgeçemiyoruz. Her ne kadar sağlığı ön plana almaya çalışsak da diyet bozduran, azı yerine çoğunu tercih ettiğimiz pastaları hem yemeyi hem de yapmayı çok seviyoruz. Bu konuda da yardımcı olan birçok kitap bulunuyor. Özellikle pasta tariflerinin yer aldığı onlarca kitap arasından Foodie Emel Başdoğan’ın Pasta Yapımı kitabı ayrı bir yer tutuyor.

Foodie Emel Başdoğan’la Pasta Yapımı

Öncelikle dilimizde kullanılmayan, son dönemlerde biraz da zorlamayla girmiş Foodie’den bahsedelim. Foodie, yemeğe karşı, karşı konulmaz şekilde ateşli ve yoğun ilgi beseleyen, sadece açlıktan ve ihtiyaçtan değil, hobi olarak da yemek yiyen insanları tanımlayan, İngilizce kökenli bir kelime. Gastronom ve Gurme ile de benzeşirken her iki tanımlamaya oldukça da yakın duruyor. Eh, kendini bu şekilde tanımlayan Emel Başdoğan’ın hazırladığı Pasta Yapımı kitabının ne derece değerli ve tutkuyla hazırlanmış olduğunu varın siz tahmin edin.

İnkılap Yayınları’ndan çıkan 150 sayfalık Foodie Emel Başdoğan’la Pasta Yapımı kitabında birbirinden ilginç tariflerin yanında bildiğimiz ama belki de yanlış uyguladığımız tarifler de bulunuyor. Pratik bilgilerle bezenmiş kitabın her sayfası oldukça değerli tarifler ve bilgiler içeriyor.

Emel Başdoğan kitabı, Sabır ve güvenilir bir yol gösterici ile herkes gönlündeki tasarımı pasta haline getirebilir.

...iyi bir rehber eşliğinde herkes bu pastaları yapabilir.

Kitabı bu amaçla yazdım. Kişinin kendi içindeki kuvveti ve beceriyi keşfettiği andaki coşkusu, tekrar tekrar seyretmekten hiç bıkmayacağım bir görüntü benim için.” diyerek tanımlamış. İçeriğine şöyle bir baktığınızda bile bu tanımlamanın yanlış olmadığını görebiliyorsunuz.

Pasta yapmayı, pratik tarifleri ve bilgileri öğrenmeyi seviyorsanız Emel Başdoğan’la Pasta Yapımı vazgeçilmez yol göstericilerinizden biri olacaktır. Boş zamanlarınızı değerlendirmek için elinize alıp okuyabileceğiniz gibi profesyonel anlamda bir iş olarak düşündüğünüzde de pasta yapımı konusunda ufkunuzu açacağına eminiz.

Türk Lokumu

Tatlıların tarihine baktığımızda, hiç tahmin etmediğimiz bazı tatlıların çok uzun süredir var olduğunu bazılarınınsa aslında yeni tarihlere ait olduğunu görüyoruz. Bizim günümüzde bildiğimiz Türk Lokumu da yeni olan lezzetlerden biri. Düşününce sanki yüzyıllardır hayatımızdaymış gibi gelse de aslında ilk yapılışı ve ortaya çıkışı oldukça yeni. Günümüzde birbirinden farklı pek çok yapım şekli ve belki de yapım şeklinin onlarca katı farklılıkta da değişik türleri bulunuyor lokumun. Ağız tadınıza göre tercih edebileceğiniz ve etmeyecekleriniz olsa da hepsinin ayrı bir keyif verdiğini ve ayrı bir lezzete sahip olduğunu kabul etmek gerekir.

Türk Lokumu

Dedik ya tarihçesi oldukça yeni bir döneme tarihleniyor. Yazılı ve sözlü tarihin epeyce büyük bir zaman dilimini kapsadığını düşünürsek 18. Yüzyılın ikinci yarısı gerçekten de yakın bir dönemi anlatıyor bize.

27. Osmanlı Padişahı 1. Abdülhamid döneminde, ilk kez Saray’da yapılan bir tatlıdır Lokum. Anlatılanlara göre 1. Abdülhamid hem 4 eşini hem de haremindeki yüzlerce cariyenin hepsi aynı anda mutlu edecek bir tatlı ister sarayın tatlı ustalarından. Birbirinden farklı kimlik, kişilik ve tarzlara sahip olan bu kadınların hepsini aynı anda memnun edebilmenin ne kadar zor olduğunu varın siz düşünün.

Yine de Osmanlı Sarayı tatlı ustaları uzun süreli bir çalışmanın ardından, gerçekten de hepsinin sevebileceği nitelikte bir tatlı ortaya çıkarıyorlar. Bu tatlı sadece Padişah’ın eşleri ve haremindekilerce değil tüm devlet erkanı tarafından da beğeniliyor.

Lakin Lokum’un tarihçesi bundan daha eskilere dayanıyor. 15. Yüzyılda Osmanlı Kanunnameleri’nde adı geçen bu tatlı Balkanlar, Anadolu, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’yı içine alan geniş coğrafyada zaten yapılıyor. Günümüzde bilinen tarifinden daha farklı şekillerde yapılan lokum asıl ününü 18. Yüzyılda bir İngiliz gezginin onu keşfedip Avrupa’ya Turkish Delight (Türk Keyfi ya da Türk Zevk Kaynağı) adıyla tanıtmasından sonra başlıyor. Ki bu da klasik tarif ile yapılan değil Osmanlı Sarayı’nda üretilen haliyle oluyor.

Önceleri bahsettiğimiz dar coğrafi alanda bilinen Lokum şimdilerde Amerika’da Turkish Delight, Brezilya’da Manjar Turco ve Delicia Turca, İngiliz Milletler Topluluğuna bağlı ülkelerde ise Bridge Mixture, Chuckles gibi isimlerle biliniyor. Unutmadan belirtelim.. Jelibon adıyla bilinen ve çocukların çok sevdiği atıştırmalık da Türk Lokumu’ndan türetilmiş.

Yanardağ Pastası

Yanardağ Pastası

Vaktinizin çok az olduğu, misafirinizin çat kapı geldiği, çocuklarınızın ısrarcı olduğu ya da sizin pasta krizine girdiğiniz anlarda, çok kısa sürede ve pratik şekilde hazırlayabileceğiniz bir pasta; Yanardağ Pastası. Adı gibi kendisinin de görkemli, heybetli bir duruşu var. Hem gözünüzü hem de tat alma duyunuzu fazlasıyla etkileyecek, doyuracak türden bir pasta. Hatta o kadar etkili ki durmanız gereken zamanı ve dilimi bile şaşıracaksınız.

Malzemeler

1 adet kakaolu hazır pandispanya keki

İç kreması için:

1 su bardağı soğuk süt

1 paket krem şanti

1 çay bardağı damla çikolata

1 adet orta boy muz

1 paket kakaolu pötibör bisküvi

Keki ıslatmak için:

1/2 su bardağı süt

Üzeri için:

1 paket orman meyveli sos

İlk yapmamız gereken, üzeri için kullanacağımız orman meyveli sosu hazırlamak. Paketin arkasındaki tariften şaşmadan kısa sürede pişirip soğumaya bırakabilirsiniz.

Ardından derin bir kabın içine 1 paket krem şanti ve 1 bardak soğuk sütümüzü alıp çırpmaya başlıyoruz. Krem şanti kıvama gelince pötibör bisküvilerimizi el ile ufalayarak krem şantinin içine katıyoruz. Karıştırdıktan sonra muzu dilimleyip yine aynı karışıma katıyoruz. Damla çikolataları da bu karışıma ekleyip iyice karıştırıyoruz.

Hazır pandispanya kekimizi alıp bir servis tabağına yerleştiriyoruz. Üzerini iyice süt ile ıslatıyoruz. Az önce hazırlamış olduğumuz krem şantili karşımı, ıslattığımız pandispanya kekinin üzerine tepe oluşturacak şekilde yerleştiriyoruz. Kenarlardan biraz boşluk bırakmayı unutmayın, çünkü diğer pandispanya kekimizi bu boşlukları kullanarak yerleştireceğiz.

İkinci pandispanya kekimizi alıp 8 eşit parçaya bölüyoruz. Ancak bu 8 parçanın 7 parçasını kullanacağız çünkü pastamızın üstünün ayrık görünmesi gerekiyor. Üçgen şekilli kek dilimlerimizi kenarlara oturtup krem şanti karışımının üstüne yatırıyoruz. Tamamının yerleştirilmesi bittiğinde aralarında boşluklar olan bir görünüm elde ediyoruz.

En başta hazırladığımız orman meyveli sosumuzu da bu boşluklara döküyoruz. Sos kenarlardan akacaktır. Zaten bu da pastamızın yanardağ görünümünü sağlayan bir ayrıntı.

Hazırlığı biten pastamızı isteğe bağlı olarak birkaç saat buzdolabında bekletebileceğimiz gibi hemen servis de edebiliriz. Üzerine orman meyveleri parçaları da ekleyebilirsiniz.

Cupcake

Günümüzde en bilinen, en sık tüketilen, hemen her yerde bulabileceğiniz kekler hangileridir desek kısacık bir süre düşündükten sonra doğru cevabı vereceğinize eminiz. Evet, cupcake’lerden bahsediyoruz. Hemen hepsi birbirinden farklı renklerde ve lezzetlerde, onlarca farklı tarif çeşitliliğine sahip, atıştırmalık olarak tükettiğimiz cupcake’lerin tarihi epeyce eskilere dayanıyor. İlk ortaya çıktığı günlerden bugüne dek biçim olarak neredeyse hiç değişiklik göstermese de lezzet ve süsleme çeşitliliği açısından yüzlerce farklı tarife sahip olan cupcake’ler günümüzde ufak çaplı kutlamalardan atıştırmalık olarak kullanımına, depresyon dönemlerindeki mutluluk arayışından TV karşısında film izlerken keyif almaya dek pek çok durumda tüketiliyor.

Cupcake

Cupcake’lerle ilgili ilk tarif ve tanımlama 1796 yılında yayınlanmış olan American Cookery (Amerikan Aşçılığı) isimli kitapta geçiyor. Kitabın yazarı Amelia Simmons hakkında neredeyse hiç bilgimiz olmasa da kendisi Cookbook yani Yemek Kitabı kategorisinde kitap yayınlamayı başaran ilk Amerikalı. Yani American Cookery kitabı ilk basılı Amerikan Yemek Kitabı olarak geçiyor.

Simmons’ın bu kitabında “küçük kaplarda pişirilecek hafif bir kek” olarak tanımladığı kek bizim bildiğimiz cupcake. Ama adını ilk kez 1828 yılında yayınlanan, Eliza Leslie’ye ait “Tarifler” (Receipts) kitabında görüyoruz. Leslie, “Pastalar, Kekler ve Tatlı Atıştırmalıklar için 75 Tarif” (Seventy-five Receipts for Pastry, Cakes and Sweetmeats) alt başlığına sahip kitabında hem cupcake terimini kullanıyor hem de cupcake için ayrıntılı tarif veriyor.

Bu dönemden yani 19. Yüzyılın başından hemen sonra cupcake’ler hem evlerde hem de pasta ürünleri satan her yerde bulunur hale geliyor. Tabi tarif pek çok yere yayıldığı için farklı türleri de ortaya çıkıyor. Meyve parçacıklarıyla süsleneninden içi dolgulu olanlara, üstü şekerlenip kızartılanlarından krema ile süslenenlerine kadar pek çok cupcake türü ortaya çıkıyor.

Hemen hemen aynı dönemlerde birbirinden bağımsız olmasa da İngiltere’de de ortaya çıkan cupcake’ler bu ülkede daha çok Fairy Cake yani Peri Keki olarak biliniyor. Amerikan tarzına karşılık ayrıntılı süslemelere sahip olmayan bu kekler daha küçük boyutlara sahiptirler. Bu boyutların da bir standardı yoktur ve Amerikan cupcake’inden daha küçük pek çok küçük boyutta üretilirler.